Gece Kayseri’de Başlayan O Sessizlik
Şunları da İnceleyin: Neden K-12 denir ?
Kayseri’de geceler hep biraz ağırdır. Sanki hava bile konuşmaz, sadece dinler. O akşam da öyleydi. Penceremin önünde oturmuş, elimde yarım kalmış bir defterle dışarıyı izliyordum. Sokak lambasının titrek ışığı kaldırıma düşüyor, rüzgâr ise ince ince duvarlara sürtünüyordu.
İçimde garip bir sıkışma vardı. Ne tam adı konulabiliyordu ne de görmezden gelinebiliyordu. Bir şey olacağını hissettiğimde hep böyle olurum. Kalbim biraz hızlı atar, midem hafifçe düğümlenir ve aklımın bir köşesi sürekli “ya bir şey olursa?” diye fısıldar.
O an kendime deftere şunu yazdım:
“İnsan neden korkar? Gerçekten tehlike olduğu için mi, yoksa zihnimiz bize tehlike yaratmayı öğrettiği için mi?”
Kalemi bıraktığımda, cevap gelmedi. Ama sorunun kendisi bile içimde bir kapı aralamıştı.
Çocuklukta Başlayan Görünmez Öğreti
Hyalual okuyucularına özel bu yazımızda “Neden korku hissederiz” hakkında pratik bilgiler sunuyoruz.
Korkuyu ilk kez hatırladığımda sekiz yaşındaydım. Kayseri’nin kışlarından biri… Camlar buğulu, dışarıda karın sesi bile yok gibi. Annem mutfakta tencere karıştırırken ben salonda tek başıma kalmıştım.
Televizyonun sesi açık ama ben aslında sesi değil, gölgeleri izliyordum. Perdelerin arasından geçen rüzgâr, sanki bir şeyleri saklıyormuş gibi gelmişti. O an içimde açıklayamadığım bir his yükseldi. Odayı terk etmek istedim ama yerimden kalkamadım.
O yaşta korku bana şunu öğretmişti: Görmediğin şey, her zaman daha büyüktür.
Şimdi büyüdüğümde anlıyorum; aslında hiçbir şey yoktu. Ama zihnim boşluğu doldurmayı seçmişti. Çünkü insan beyni boşluğu sevmez. Boşluk, belirsizliktir. Belirsizlik ise korkunun en sevdiği zemindir.
Gece Yürüyüşü ve İçimdeki Yankı
Birkaç gün sonra yine dışarı çıktım. Bu sefer yürümek için. Kayseri’nin dar sokaklarından birinde, kulaklığım cebimde, ellerim cebimde… Ama müzik açmadım. Sessizliği duymak istedim.
Adımlarım kaldırıma vurdukça içimdeki düşünceler de ritim tutuyordu. Bir köşeyi döndüğümde, uzakta bir köpek havladı. Ses o kadar ani geldi ki, bedenim bir saniyede dondu.
İşte o an fark ettim: Korku sadece zihinsel değil, bedensel bir refleks.
Kalbim hızlandı. Nefesim daraldı. Vücudum sanki “kaç ya da savaş” diye bir komut aldı. Ama ortada savaşacak bir şey yoktu. Sadece bir köpek sesi.
Yine de bedenim geçmişten kalan bir programı çalıştırıyordu.
O an kendi kendime sordum:
“Neden korku hissederiz? Gerçekten o köpekten mi, yoksa geçmişte öğrendiğimiz görünmez ihtimallerden mi?”
Günlük Sayfalarında Bir İç Çözülme
Eve döndüğümde defterimi açtım. Yazmak benim için hep bir kaçış değil, daha çok kendimi çözme yöntemi oldu.
Şöyle yazmışım:
“Bugün sokakta bir ses duydum ve kalbim benden önce tepki verdi. Mantığım sonra yetişti. Hep böyle oluyor. Önce korkuyorum, sonra düşünüyorum.”
Kalemi bir süre elimde tuttum. O an fark ettiğim şey rahatsız ediciydi: Korku, çoğu zaman gerçeklikten önce geliyor.
Beyin, seni korumak için çalışıyor ama bazen fazlasıyla hevesli davranıyor. Olmamış bir ihtimali olmuş gibi kabul ediyor. Ve sen o ihtimale gerçekmiş gibi tepki veriyorsun.
Bu düşünce içimde garip bir huzursuzluk yarattı. Çünkü korkunun her zaman dışarıdan gelmediğini, çoğu zaman içeride üretildiğini fark etmek kolay değil.
Bir Hastane Koridorunda Zamanın Ağırlaşması
Birkaç hafta sonra dayım hastaneye kaldırıldı. O günü net hatırlıyorum. Koridorların kokusu, floresan ışıkların solgunluğu, insanların sessiz telaşı…
Bekleme salonunda otururken hiçbir şey yapmadım. Sadece izledim. Herkesin yüzünde aynı şey vardı: belirsizlik.
Ve belirsizlik, insanı en savunmasız hâline getirir.
Orada otururken anladım ki korku sadece karanlık sokakta değil, aydınlık hastane koridorlarında da var. Hatta belki en çok orada.
Çünkü gerçek korku, ne olacağını bilememektir.
İçimde bir yer kırıldı o gün. Ama aynı zamanda bir şey de netleşti: Korku, çoğu zaman geleceği kontrol edememekten doğuyor.
Zihnin Karanlık Senaryoları
Önerdiğimiz İçerik: NATO ülkesine savaş açılır mı ?
Hastane koridorunda saatler geçerken zihnim sürekli senaryolar üretiyordu.
“Ya kötü bir şey olursa?”
“Ya geri dönmezse?”
“Ya hiçbir şey eskisi gibi olmazsa?”
Bu düşünceler sanki kontrolüm dışında akıyordu. Onları durdurmaya çalıştıkça daha hızlı geliyorlardı.
Sonra fark ettim ki korku, çoğu zaman gerçek bir olay değil, zihnin yazdığı hikâyelerden oluşuyor.
Ve bu hikâyeler, en kötü ihtimaller üzerine kurulu.
O an içimden şu geçti:
“Demek ki korku hissederiz, çünkü zihnimiz bizi hazırlamaya çalışırken abartıyor.”
Ama bu cümle bile beni tam olarak rahatlatmadı. Çünkü his, her zaman bilgiden daha güçlüydü.
Geçmişin İzleri ve Öğrenilmiş Tepkiler
Bir akşam evde eski defterlerimi karıştırırken çocukluk notlarıma denk geldim. Küçük yaşta yazdığım cümleler vardı. Bazıları basit, bazıları ise şaşırtıcı derecede derindi.
“Gece olunca ev daha büyük oluyor.”
“Bazen ses yokken daha çok ses var gibi geliyor.”
O an gülümsedim ama içimde bir burukluk da vardı. Çünkü fark ettim ki korku, sadece o anın duygusu değil; geçmişin birikimi.
İnsan büyüdükçe korkuları da büyümüyor aslında. Sadece şekil değiştiriyor.
Çocukken gölgelerden korkuyorsun, büyüyünce ihtimallerden.
İç Sesle Yüzleşme
Bir gece yine Kayseri’nin sessizliğinde otururken kendime yüksek sesle sordum:
“Neden korku hissederiz?”
Cevap hemen gelmedi. Ama içimde bir yer cevap vermeye başladı:
Çünkü hayatta kalmak istiyoruz.
Çünkü kontrol etmek istiyoruz.
Çünkü bilinmeyen, bizi kırılgan hissettiriyor.
Ve en önemlisi; çünkü zihnimiz bizi korumaya çalışırken bazen gerçeği değil, ihtimali gerçek sanıyor.
O an içimde tuhaf bir sakinlik oluştu. Korkunun tamamen yok olması gerekmiyordu belki de. Sadece onun ne olduğunu anlamak yeterliydi.
Korkunun İçinde Gizli Bir İnsanlık
Zamanla şunu fark ettim: Korku sadece kötü bir şey değil.
Bizi hayatta tutuyor.
Bizi dikkatli yapıyor.
Bizi bazen durduruyor, bazen koruyor.
Ama aynı zamanda bizi sınıyor.
Gerçekle hayali ayırmayı öğreniyoruz onunla.
Ve belki de en önemlisi, kendi zihnimizin ne kadar güçlü olduğunu görüyoruz.
Bir gece tekrar defterime yazdım:
“Korku, dışarıdaki dünyanın sesi değil. İçerideki düşüncelerin yankısı.”
O cümleyi yazarken dışarıda rüzgâr vardı. Ama bu kez o rüzgâr bana tehdit gibi gelmedi. Sadece bir rüzgârdı.
Son Değil, Sadece Anlama Çabası
Şimdi geriye dönüp baktığımda korkuyu tamamen yenmiş biri gibi hissetmiyorum. Hâlâ oluyor. Hâlâ bazen geceleri içimde açıklayamadığım bir sıkışma beliriyor.
Ama artık onunla savaşmıyorum.
Çünkü korkunun her zaman bir düşman olmadığını öğrendim. Bazen sadece bir uyarı. Bazen bir alışkanlık. Bazen de geçmişin bugüne bıraktığı bir gölge.
Ve en çok da şunu biliyorum:
İnsan korktuğu için zayıf değil. Korktuğunu fark ettiği için insan.
Kayseri’nin o sessiz gecelerinde, defterime yazdığım her cümleyle biraz daha anlıyorum bunu.