Tarihi terimlere bakınca bazen insanın aklı karışıyor değil mi? “Kapitülasyon” deyince kulağa sanki romantik bir anlaşma ya da diplomatik bir aşk mektubu gibi geliyor… Ama değil. Bu, Osmanlı’nın tarih sahnesindeki en can sıkıcı ‘yanlış anlaşılmalarından’ biri. Hatta erkekler bu meseleyi çözmek için “stratejik ittifak” derken, kadınlar “sömürünün kibarcası” diye özetleyebilir. Hadi gelin, hem gülelim hem öğrenelim: Kapitülasyon neymiş, inkılap açısından neden bu kadar önemliymiş bir bakalım.
Kapitülasyon: Osmanlı’nın “verdim gitti” diplomasisi
Bir devlet düşünün… Ama biraz fazla iyi niyetli
Osmanlı İmparatorluğu, gücünün zirvesindeyken yabancı ülkelere bazı “ticari ayrıcalıklar” vermeye başladı. Aslında fikir şuydu: “Gel ticaret yap, ekonomi canlansın, dostluklar artsın.” Fena fikir değil gibi, değil mi? İşte kapitülasyonlar da tam olarak böyle başladı.
Ama sonra işler karıştı. Bu ayrıcalıklar zamanla öyle bir noktaya geldi ki, yabancılar Osmanlı topraklarında adeta devlet içinde devlet gibi davranmaya başladı. Vergi ödemez, kendi mahkemelerinde yargılanır, hatta yerli tüccarla yarışmaz oldular. Yani Osmanlı ev sahibi, yabancılar misafir gibi değil, neredeyse evin sahibi gibi davranır hale geldi.
Bir erkek bakışıyla:
“Stratejik düşündük, ticareti canlandırırız sandık. Elin tüccarı geldi, bizden iyi ticaret yaptı, üstüne vergi bile ödemedi. Resmen kendi evimizde misafir olduk!”
Bir kadın bakışıyla:
“Empati kurmaya çalıştık, kapımızı açtık. Ama gelenler bu iyi niyeti suistimal etti. Sonuç? Ekonomik bağımlılık ve ilişkide dengesizlik. Klasik…”
Kapitülasyonların Osmanlı’ya etkileri: Ekonomik masalın kabusa dönüşü
1) Ekonomi “yabancı yatırımcıların oyuncağı” oldu
Kapitülasyonlar, Osmanlı’nın vergi toplamasını ve yerli üreticinin rekabet etmesini neredeyse imkânsız hale getirdi. Yabancı mallar daha ucuzdu, çünkü vergi ödemiyorlardı. Osmanlı tüccarı ise köşede kalakaldı.
2) Yargı sistemi “çift başlı” hale geldi
Yabancılar kendi mahkemelerinde yargılandığı için Osmanlı’nın hukuki otoritesi zayıfladı. Bu da devletin egemenliğine ciddi bir darbe vurdu. Düşünün, biri sizin ülkenizde suç işliyor ama siz onu yargılayamıyorsunuz!
3) Siyasi baskı ve bağımlılık arttı
Kapitülasyonlar sayesinde ekonomik çıkarları olan devletler, Osmanlı üzerinde siyasi baskı kurmaya başladı. Artık sadece ticaret değil, diplomasi bile bu ayrıcalıkların gölgesinde yürüyordu.
İnkılap açısından kapitülasyon ne demek?
Bağımsızlığın anahtarı: Ekonomik özgürlük
İnkılaplar (devrimler), sadece siyasi rejimi değiştirmekle kalmaz, aynı zamanda bağımsızlığı yeniden tanımlar. Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşuyla birlikte, Osmanlı’dan miras kalan bu kapitülasyonlar ortadan kaldırıldı. Çünkü ulusal egemenlik sadece bayrak ve toprakla değil, ekonomik karar alma gücüyle de ilgilidir.
Atatürk’ün vizyonu: “Kendi ekonomisine sahip çıkan bir ulus”
Yeni Cumhuriyet’in hedefi, yabancıların ayrıcalıklı olduğu bir ekonomi yerine, kendi üreticisini koruyan, kendi vergisini toplayan, kendi hukukunu uygulayan bir sistem kurmaktı. Bu yüzden kapitülasyonların kaldırılması, inkılap tarihinin en önemli dönüm noktalarından biri oldu.
Mizah penceresinden kapitülasyon: Tarihin “zehirli ilişkisi”
Bir aşk hikâyesi gibi başladı…
Osmanlı: “Ben sana ticaret izni veririm, sen de bana dost olursun.”
Avrupa devletleri: “Tabii ki! Hem dost oluruz hem de vergi ödemez, kendi mahkememizi kurar, ekonomini ele geçiririz.”
Sonuç? Osmanlı’nın romantik beklentisi bir “kötü ilişki”ye dönüştü. Bazen en büyük dersleri en kötü ilişkiler öğretir ya, işte kapitülasyonlar da tam olarak öyle bir hikâye.
Erkeklerin ders çıkardığı nokta:
“Her ticari anlaşmada strateji şart. Yoksa bir gün gelir kendi evinin kiracısı olursun.”
Kadınların ders çıkardığı nokta:
“İyi niyetle kurulan ilişkiler bile sınır konulmazsa istismara açık hale gelir. Empati güzeldir ama kendi değerlerinden taviz vermemek daha güzeldir.”
Bugüne yansıyan miras: Bağımsızlık hâlâ güncel
Kapitülasyon meselesi geçmişte kalmış gibi görünse de, bugün bile ülkeler ekonomik anlaşmalarda benzer tartışmaları yapıyor. Serbest ticaret anlaşmaları, yabancı yatırımcıya verilen teşvikler veya uluslararası hukukta egemenlik tartışmaları… Hepsi aslında birer modern “kapitülasyon” tartışması.
Şimdi size eğlenceli ama düşündürücü bir soru: Sizce günümüzde hangi ekonomik kararlar, geçmişteki kapitülasyonlara benziyor olabilir? Yorumlara yazın, birlikte tartışalım.
Sonuç: Kapitülasyon bir kelimeden fazlası
Kapitülasyon, sadece Osmanlı’nın yaptığı ticari bir hata değil; aynı zamanda bir milletin bağımsızlığını nasıl geri aldığının da hikâyesidir. Erkek stratejisinin ve kadın empatisinin birleştiği noktada bize öğrettiği en önemli ders şu: İlişkilerde de, ekonomide de, sınır koymazsan kaybedersin.
Tarih sahnesindeki bu “zehirli ilişki”den öğrendiklerimizle bugün daha bilinçli adımlar atabiliriz. Gülerek öğrendik ama unutmadan: Bağımsızlık, sadece savaş meydanında değil, ticaret masasının tam ortasında da kazanılır.