Que tal Hangi Dilde?
Hayatın bazen en beklenmedik anlarında, içinde kaybolduğumuz kelimelerle karşılaşıyoruz. Bir dil, bir kelime, bir soru… Bazen bir şey söylemek istersiniz ama doğru kelimeler ağzınıza gelmez. Bazen de, tam anlamıyla hissettiğiniz duyguyu ifade edebilmek için başka bir dilin içinden bir kelime bulmak istersiniz. Bu yazı, benim “Que tal hangi dilde?” diye sormaya başladığım o anı anlatıyor. O an, Kayseri’deki evimin sakinliğinde, hem kalbimi hem de zihnimi allak bullak etmişti.
Kaybolan Cümleler
Her şey, bir öğle vakti küçük bir kafede başladı. Dışarıda sonbahar rüzgârı vardı. Bir yandan sakin bir hafta sonu geçirmenin keyfini çıkarırken, bir yandan da etrafıma bakıyordum. Her şeyin yavaşça geçtiği, sessiz bir anın tam ortasında, bir yabancı oturdu yanımda. İlk başta, sadece bir bakışma oldu. Ama o bakış, bazen sadece bakmanın ötesine geçer ya… İşte tam o an, “Que tal?” dedi. Ne?
O an gözlerim büyüdü. “Que tal?” ne demekti? Hani, Türkçe’de “Ne var ne yok?” ya da “Nasılsın?” diyebileceğimiz bir şeydir ya… Ama neden İspanyolca? Ben Kayseri’de, Türkçe konuşuyordum. Ama o an bir şey vardı, bir şey gerçekten vardı. O an, yalnızca dil değil, bambaşka bir dünya da vardı. O dil, bana başka bir kapı araladı, başka bir bakış açısını açtı.
O Anı Anlamak
Bunu düşündüğümde, içimde bir çelişki oluştu. Bir yanda “Que tal?”ın yarattığı o tatlı heyecan, dilin insana kattığı o bilinçaltı bağlantı vardı. Öte yanda ise “Niye Türkçe değil? Hangi dilde konuşmam gerekiyordu?” sorusunun getirdiği hayal kırıklığı. Gerçekten de, dil insanın kimliğini mi belirliyordu? Yani, ben Kayseri’nin insanı olarak, bir yabancıya kendi dilimde cevap verememek zorunda mıydım?
Bu kelime, biraz daha derin düşündürdü beni. Gündelik hayatımızda, bazen bir şeyler eksikmiş gibi hissederiz. Belki de bir kelimeyle, bir cümleyle başka bir dünyaya ait olduğumuzu hissetmek isteriz. O “Que tal?” sorusunun bana verdiği bir his vardı; o an, bir yabancı bana sadece selam vermekle kalmadı, başka bir yaşam tarzına dair minik bir pencere açtı. Evet, biraz hayal kırıklığı vardı ama bir o kadar da bir şeyleri öğrenme heyecanı.
Dilin Taşırdığı Duygular
İnsan dilin içine girdiğinde, aslında sadece kelimeleri değil, bir kültürün tüm derinliklerini de hissetmeye başlar. Kayseri’de doğmuş biri olarak, Türkçe’nin beni ne kadar sarıp sarmaladığını her gün hissediyorum. Ama bir başka dilin, örneğin İspanyolca’nın akışına kapılmak da insanı başka bir şekilde büyüler. O an, “Que tal?”ın anlamını keşfettiğimde, sanki dünyadaki tüm kelimelerin sınırlarını aşacakmışım gibi bir hisse kapıldım.
İspanyolca, Latin kökenli bir dil olduğu için, içindeki melodiyi ve duyguyu taşıyor. Türkçe ise tam anlamıyla köklerinden beslenen, derin bir dil. Bu ikisinin birleşimi, insanı içsel bir yolculuğa çıkarıyor. Bazen bir kelime, hissettiğiniz duygunun bin katı kadar yoğun olabilir. O kadar ki, basit bir selamlaşma bile, bir kişinin başka bir dilde size “Que tal?” demesi, içinde bir dünya barındırıyor.
Kayseri’den Bir Anı
Bir zamanlar Kayseri’de bir parkta yürürken, dilin ve kültürün farklı yüzleriyle tanışmıştım. Yanımdan geçen bir grup turist, Türkçe bilmeyen ama Türkçe bir cümle kurmaya çalışan birkaç İspanyolca konuşan arkadaştı. Birinin gözlerinde, “Que tal?” demek için gösterdiği çaba, her şeyi anlattı. Bir an için, Kayseri’nin sokakları, şehri daha çok hissetmeye başladım. O gün, dilin sadece iletişim için değil, kültürler arası bir bağ kurma aracı olduğunu fark ettim.
İşte o an, dilin anlamını yalnızca kelimelerle değil, aynı zamanda hislerle taşıdığını kabul ettim. O günden sonra, “Que tal?” diye sormak sadece bir dil meselesi değil, bir insanın dünyayı farklı bir şekilde deneyimlemesiyle ilgiliydi. Başka bir dilde sormak, farklı bir yaşam tarzını kutlamak gibiydi. O kadar basitti ki… Ama bir o kadar da derindi.
Sonuç
Bazen bir dil, bizim dünyamızı tanımlama şeklimizi değiştirir. Bu yazıda, “Que tal?” sorusuyla hayatımda neyin eksik olduğunu ve bir dilin nasıl duyguları taşıdığını sorguladım. Kayseri’den, bir yabancıdan gelen basit bir selamla, dilin ne kadar güçlü bir his yaratabileceğini anlamış oldum. Bu soru, aslında sadece bir selamlaşma değil, farklı bir kültürün, farklı bir dünyaya ait olmanın işaretiydi.
Günlük hayatta, ne zaman “Que tal?” diye sorulsa, içimde bir heyecan, bir merak uyanıyor. O basit ama derin soruya, sadece cevabımın ne olduğunu değil, onu duymanın hissettirdiklerini de paylaşıyorum. Çünkü bazen dilin sınırları, hayatın sınırlarını zorlar ve o anda bir kelime, size bambaşka bir dünya açabilir.