İçeriğe geç

Nerdesin kimin eseri ?

Nerdesin Kimin Eseri?

Bir gün sabah işe gitmek için evden çıktım, rutinim ne kadar da sıradandı. Her sabah olduğu gibi, sabahın köründe uyanıp kahvemi içtim, telefonuma göz attım, yolcu minibüsüne binip ofise doğru yol aldım. Ama bir şey eksikti. Sanki hayatımda bir boşluk vardı, bir eksik varmış gibi hissettim. Nerdesin kimin eseri? Bu soru, sanki bir anda kafamın içinde beliren, cevabını bilmek için sabırsızlandığım bir mesele oldu.

Çocukluğumdan beri, bu tür soruları hiç anlamamıştım. Çünkü her şeyin bir açıklaması, bir nedeni olmalıydı. Ama bugün, günün sonunda, bu soruyu aslında daha farklı bir şekilde, daha içsel bir şekilde sorgulamam gerektiğini fark ettim.

Çocuklukta Nerede Oldum?

Büyüdüğüm evde, annem bana hep bir şey söylerdi: “Her şeyin bir yeri vardır. Hangi yolda yürüdüğünü bulduğunda, nereye gideceğini de anlarsın.” Bu söz, o zamanlar çocuk kafamda anlam veremediğim bir cümle gibi gelirdi. Ama şimdi, bu kadar basit bir sözün, bir yaşam felsefesi haline dönüşebileceğini düşünüyorum. Çocukken sokaklarda oyun oynarken, ya da okuldan sonra parkta arkadaşlarımla vakit geçirirken, kimse bana Nerdesin kimin eseri? diye sormazdı. Herkesin ne yaptığı belliydi. Bizim dünyamızda, her şey yerli yerindeydi. Her birimizin hayatında oynadığımız rol belliydi. Ama büyüdükçe, bu düzenin, yani her şeyin yerli yerinde olduğu düşüncesinin kırılmaya başladığını fark ettim.

Üniversite Yıllarında Aradığım Yanıt

Ekonomi okurken, birçok kez derslerde dünya ekonomisinin geçmişine dair sayılar ve teoriler öğrendik. Veriler, rakamlar, modellemeler… Her şey birer hesaplama gibiydi. Ama bir yandan da bunun insana nasıl yansıdığını hiç düşünmedik. İşin içinde matematik vardı, ama insanların içindeki duyguları ve bu duyguların ekonomik ve toplumsal yönlerini pek kimse sorgulamıyordu.

Bir gün, Ankara’daki kafelerde bir arkadaşım bana “Bütün bunlar, bizim dışımızda bir yerlerde bir yerin eseri mi? Yoksa biz kendimizi mi yarattık?” diye sormuştu. O anda bana ilginç gelmişti. Bu soruyla daha çok ilgilenmeye başladım ve Nerdesin kimin eseri? sorusunun aslında bir felsefi soru haline geldiğini fark ettim.

İstanbul’da Bir Gün

Bir gün, İstanbul’a iş için gitmiştim. Uzun zamandır bu kadar büyük bir şehirde olmamıştım. Sadece iş toplantıları ve verilerle uğraşırken, İstanbul’un kalabalığında bir boşluk hissettim. İnsanlar, hızlıca birbirlerine çarpıyor, ellerindeki telefonlardan kafalarını kaldırmadan yürüyorlardı. Bu kadar çok insan bir arada, her biri kendi dünyasında, aynı sokaklarda yürüyordu. Nerdesin kimin eseri? sorusu, işte o an orada, o kalabalığın içinde bana dönüp durdu.

Bir kafede oturup bir süre dışarıyı izledim. Kimisi işine yetişmeye çalışıyor, kimisi telefonuna bakarak bir şeyler yazıyordu. Herkes bir şeyin peşindeydi ama kimse, tam olarak ne peşinde olduğunun farkında değildi. O an bir şey fark ettim; herkesin hayatı, kendi iç yolculuklarına çıkmış, ama kimse birbiriyle bağlantı kurmamıştı. Belki de bu kadar çok insan, bir arada, aslında kaybolmuştu. Kimse bir yerin, bir düşüncenin, bir idealin eseri olmadan sadece var olmaya çalışıyordu.

İş Hayatımda Karşılaştığım Durumlar

Ankara’daki ofisimde de benzer bir durum vardı. Çalışma arkadaşlarım çoğunlukla işin içinde kaybolmuştu. İnsanlar birbirlerinin arkasından dedikodular yapıyor, işi hızlandırmaya çalışanlar sabahın köründe geliyorlardı. Ama bir şey eksikti, bir şey büyük ölçüde kaybolmuştu. Belki de bu kadar çok insanın yaptığı işler, sıradanlaşmış, kimse gerçekten anlamlı bir şey yapmıyordu.

Bir gün, ofiste, yeni projelerle ilgili toplantılar yaparken, işin sadece sayılardan ibaret olmadığını fark ettim. Rakamların arkasındaki insanlar, onlara yön veren düşünceler, hayaller, arzular… İşte o an Nerdesin kimin eseri? sorusunun cevabını bulmaya çalışıyordum. Belki de bu soruyu soran sadece ben değildim. Çevremdeki herkes bir tür boşluk içindeydi. Kimse kendi hayatının gerçek anlamını bulamıyordu.

Toplumsal Eserler

Bir gün, internet üzerinden bir araştırma yaparken, büyük şirketlerin yaptığı projelere ve toplumsal hareketlere odaklanmış bir makale okudum. Burada, bir şirketin sosyal sorumluluk projelerinin insanların yaşamlarını nasıl değiştirdiği anlatılıyordu. Şirketlerin, markaların, hatta hükümetlerin de toplum üzerindeki etkisi tartışılıyordu. Nerdesin kimin eseri? sorusu burada tekrar gündeme geldi. Her şey, aslında bir “toplumsal eserin” parçasıydı. İnsanlar, büyük bir sosyal yapının parçasıydılar. Bu sistemin içinde ne kadar küçük olsak da, herkes bir rol oynuyordu. Ama asıl soru şu oluyordu: “Bizim gerçek kimliğimiz, bu toplumsal yapının eseri mi, yoksa bizim kendi iç yolculuğumuzun sonucu mu?”

Sonuçta Ne Oldu?

Hayatım boyunca sürekli bir yere ait olma arayışı içinde oldum. Her zaman, bir şeyin parçası olmak, bir amaca hizmet etmek istedim. Ama şimdi, o sorunun cevabını ararken, insanların yalnızca bir sistemin parçası olmaktan öteye geçmeleri gerektiğini fark ettim. Nerdesin kimin eseri? sorusu aslında bir iç yolculuk, bir farkındalık ve kendi kimliğini bulma sürecine dönüşmüştü.

Belki de hepimiz, bir şekilde toplumun ve çevremizin eseriyiz. Ama bu, bizim kim olduğumuzu ve hayatımızın anlamını bulmamıza engel olmamalı. Kendi yolumuzu çizmek, kendi hayatımızı yaşamak, ve en önemlisi kendimizi keşfetmek için sorulması gereken en önemli soru: Nerdesin, kimin eseri oluyorsun?

Bunu sorarken, belki de doğru cevabı bulmak, her şeyin bir parçası olmak kadar anlamlıdır.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

şişli escort deneme bonusu veren siteler
Sitemap
elexbet yeni giriş adresibetexper.xyz